Sıcak savaşlar sonrasında soğuk savaş dönemleri oldu ve şimdilerde de anlatılan ve yazılanlarla algısı uyandırılmaya çalışılan ekonomik savaşlar var. Ekonomik savaşlarla elde edilmeye çalışılan ülkelerin var oluş mücadeleleri var. Esasen hiçte yeni olmayan bir olgu bu; Osmanlıyı, doğal zenginliklere sahip olanları yok edebilme çabasının günümüze getirilen son aşamasıdır. Bunun analizini yapmaya burada zaman yetmez. Bu nedenle kısaca bu emperyalist sürecin en önemli silahı olan dolardan bahsetmek doğru olacaktır. Bununla ilgili olarak şimdiye kadar anlatılan ve yazılanlardan alıntılarla yola çıkalım;
Bilindiği üzere Dolar Amerikan parası ve merkez bankası Fed tarafından basılan bir ödeme aracıdır. Dünyada ne kadar dolar olacağına Fed karar verir. Bizim merkez bankamızın belirli hedefleri ve amacı varsa Fed’ inde kendi öncelikleri ve tutturmak istedikleri hedefleri vardır.
Fed, kriz zamanlarında piyasayı canlandırmak için, işsizliği azaltmak ve büyümeyi sağlamak için bir karar alır ve der ki, alın size dolar, ama faize de koymayın, faizleri de düşürdüm, bu parayı harcayın, yatırım yapın, paradan para kazanın. Bunları yaparken de hem büyür hem de yapılan yatırımlarla birçok insan çalışır ve işsizlik azalır gibi bir takım planlar yapar. Dolayısıyla, yıllarca piyasaya ucuzdan dolar sürer. Bu dolarlar nerelere gider?
Altına gider, kendi iç piyasasına gider, başka ülkelere gider, başka ülkelerin borsalarına gider.
Bu başka ülkeler kimler? Yabancı yatırımcıya ihtiyaç duyan ülkeler, gelişmekte olan ülkeler. Bizim gibi ülkeler. İşte bu paradır Türkiye’deki ucuz dolar. Yabancı elinde dolarla geldi, bozdurdu dolarını, TL ile borsaya girdi, TL’den faiz kazandı.
Yıllarca süren bu dolar kaynağında ne yapmamız gerekiyordu ve bizler ne yaptık?
Biz bu likiditeyi bulduğumuzda yapmamız gereken şey yapısal bir takım iyileştirmelere ve uzun vadede bize para kazandıracak teknolojik geliştirmelere, uzmanlık barındıran yatırımlara yönlendirilmeliydi. Böylece piyasada para kalmayınca ürettiğimiz katma değerli ürünleri satabilir, ülkeyi büyütebilir ve kolay gelir tuzağından kurtulabilirdik. Eğitime bilime teknolojiye yatırım yapsaydık teknoloji üreten firmalarımız, uzay araştırmaları gerçekleştirecek bilimsel altyapılarımız bile olabilirdi.
Ne yaptık bunları yapmadık da?
Ev yaptık, gökdelen diktik, lüks araçlara, mobil telefonlara vb. harcayıp yok ettik. Bu ucuz likiditenin de bir sonu olabilir diye düşünmedik.
Yıllar geçti ve 2013’e gelindiğinde Fed yeni bir açıklama yaptı. Artık ucuz para devri bitti. Ortalığa sürdüğüm paralarla ekonomi biraz düzeldi. Artık daha fazla para saçarsam bu sefer yanlış imajlar oluşur. Doları hak ettiği seviyeye yükselterek faizleri artırarak yine tasarruf oranı artsın istedi. Bu kararı neden aldı? Sebebi;
1) Spekülasyonlar oluşabilirdi bunları engellemek istedi,
2) Tasarruf oranları arttırılarak sermayenin toparlanmasını istedi.
3) Fed bütçesi trilyonlarca dolar olunca bunun bir sonu olmalıydı.
Tahvil alım programı adı verilen bu ucuz para saçma politikasını durduracağını açıklandı. Bu ilk şoktu. İnsanlar bu karara hemen tepki verdiler ve dolar yükselmeye başladı. Bu duruma bizim merkez bankamızca hemen müdahale edilemedi.
Sonrasındaki süreçte siyasi gerginliklerle beraber beklentiler o kadar değişti ki dolar 2 TL’nin üzerine çıktı. Bizim merkez bankası da mecburen doları düşürmek için faizleri 4 -5 puan birden artırmak zorunda kaldı.
Faiz neden kötüdür? Aslında faiz kötü değildir. Kontrollü yapılan faiz, enflasyona uyumlu faiz iyidir. Çünkü sermaye toplanır. Toplanan sermaye ile yatırılar yapılabilir.
Bu bakımdan iyidir. Ama olmaması gereken ve mecburen yaptığın faiz artırımı kötü bir durumdur. Çünkü faiz yüksek olursa insanlar borç almak istemezler. Borç almayınca da yatırım yapmazlar. Yatırım yapmazlarsa her sene işgücüne katılan insanlar işsiz kalır ya da ev vb. satın almamaya başlarlar. Eldeki evler yapanın elinde kalır. Şimdi ki durum da budur.
Faiz indirilse düzelir mi? Bu söylenildiği gibi kolay olsaydı bütün dünya faizleri kaldıralım refah içinde yaşayalım küresel ekonomi coşsun derdi.
Sonuç olarak, Fed en sonunda bu faizleri, yukarda ki sebeplerden ötürü artıracağını ifade etti. Bu durumda neler oldu;
– Yıllarca ucuz dolara alışmış ekonomiden yabancı elini çekmeye başladı. Yani yabancı, benim güvenilir merkez bankam da artık bana faiz vermeye başladı. Türkiye’de ne işim var diyor. Giderken dolarlarını da alıyor ve ülkede dolar azalıyor.
– Senin ise dolar türünden bir sürü borcun var. O lüks tüketim ürünlerini alırken, ucuz, ucuz nasıl olsa öderim diye doları harcadın yabancı şirketlere; sahip olmadığın bir zenginliği öncesinden yaşadın. Bu borç ödenecektir. Kaçış yok. Dolar da azaldı piyasada. Ne yapacaksın? Daha fazla TL vereceksin ki piyasada az olan dolardan elde edebilesin.
– Eğer teknolojik gelişmeler yapmış olsan, uzmanlık değeri olan ürünlerin olsaydı onları satar dolar bulurdun ama bu yaptığın betonları kimse almak istemiyor.
– Saflık o ki, bu sahte zenginliği kendinden bildin. Bizim süper yeteneklerimiz ekonomiyi uçurdu zannettin ve halkımızın da %90’nı her şeye inandığı için bu iyi yönetim sayesinde oldu zannetti yaşadığı bu sahte zenginliği… Şimdi ise işler değişince ne oldu da bu duruma geldik diye kara kara düşünmeye başladık.
Doların şu sıralar değerlenmesinin en temel sebebi bunlardır. Eklemeler yapılabilir ya da bir hata, yanlış varsa düzeltip ilave edebiliriz.
Ayrıca, petrolün yükselişiyle de Türkiye’ye giren ve düşüşüyle de Türkiye’den çıkan bir Arap sermayesi de mevcut. Bir de bunun yolsuzluk kulislerde yarattığı etki var. Yolsuzluk iddiaları bile güveni sarsıp doların yükselmesine yol açıyor. Bunlara şeffaflığımız, ekonomik özgürlüklerle geldiğimiz noktayı ve sosyal siyasal riskleri de ekleyebiliriz. Hepsinde daha kötü durumlar yaşıyoruz.
Başkaca sorular da geliyor aklımıza;
-Kriz daha da derinleşir mi?
-Euro’da da aynı durumlar geçerli mi?
Burada ele alınan dolar ve Euro’nun da ayrı bir yol seyri var.
Krizin daha da derinleşip derinleşmeyeceği krizden ne anlaşıldığına bağlıdır.
-ABD merkez bankası başkanı faizlerin bir süre daha yükselmeyeceğini açıklamıştı. Faiz artışı başladığında dolar biraz zayıfladı ama en nihayetinde o faiz yükselecek ve yılın tamamında dolar yükseliş trendin de olacak. (Merkez Bankası faizi bu yüzden indiremiyor istenildiğinde… Biliyorlar ki faizi indirirse durum çok daha kötü olacak.)
-AB ekonomisini de hala sıkıntılı olduğu bir gerçek o nedenle faizleri düşük tutarak ekonomiyi canlı tutmaya çalışıyorlar. Bu da Euro’nun değer kaybetmesine yol açıyor.
AB ile Yunanistan anlaştığı için Euro biraz güç kazandı ama Euro’nun genel eğilimi de yine de düşüş eğilimli görünüyor.
Bazı saygın kuruluşlar faiz artırması durumunda Dolar – Euro Paritesi’nin birbirine daha da yaklaşabileceğini öngörüyor.
– Türkiye gibi ülkelerde kurun değeri genelde büyük ülkelerdeki gelişmelere (Fed’ in faiz kararı gibi) ve siyasi gelişmelere bağlı. Bu yıl hem seçim yılı olduğundan oluşan gergin ve belirsiz ortam TL’yi aşağı çekti hem de Fed’ in faiz artıracak olması TL’den kaçışa yol açtı. TL her türlü kaybeden durumda kalır eğer merkez bankası faizleri yukarı çekmez ise. Yabancı yatırımcı belirsizlik ortamında dışarı kaçıyor Dolara, Euro’ya yöneliyor ve Türk lirası da değer kaybediyor.
Tüm bu bilgiler ışığında, akıl almaz bir KUR baskısı kuran dış siyasi politikalar hükümetleri de o ülkede iş yapanları da bıktırıyor, işsizlik dolayısıyla oluşan geçim derdi de halkı çok zor durumlara sokup iç çöküşü hızlandırıyor. 2015 den sonra 2018 yılında da ekonomik ve siyasi sorunlar gerçek bir var olma savaşına yol açtı. Bunu iyi görmek ve ekonomik savaşın çok öncelerden başlatıldığını fark ederek ve artık son aşamaya geçilmek istenildiği iyice kavranmalıdır.
Bununla başa çıkabilmenin bir yolu da son zamanlarda adından çok söz edilen Kripto paralar olabilir mi? Ülkeler tüm dünyada yaygın dolar hegemonyasını kırmak için güvenilir kendi Kripto paralarını üretseler. İngilizce gibi tüm dünyada egemen olan dolar ve arkasındaki o ülkeler böyle bir durumda kaldıklarında başlattıkları bu ekonomik savaşın neresinde olurlar. Düşünmekte fayda var diyorum.
İşte bizler için hep beraber harekete geçmenin zamanı çoktan gelmiştir. Tarih bizleri daima var olma mücadelesi vermeye mecbur kıldı, bunu hiç unutmamak iyi irdelemek gerek. Yerli malı üretip yerli malı tüketmek gerek. Bunu da yapabilmek için iç dinamiklerimizi tekrar bularak ithalat ve ihracat için üretime destek vermeliyiz.
Nihat Haluk BİLGE / CPA/Independent Auditor

